Evrenin Şifresi – Sayılar

Tahmini Okuma Süresi: 4 dakika

Asal Sayılar

Şifre, sayılardan inşa edilmiş matematiksel bir dünyadır. Asal sayılar şifrenin görünmez yapı taşlarıdır.

Asal sayılar kendileri ve 1 dışında hiçbir sayıya bölünemez yani başka hiçbir sayıyı, bir sayıyla çarparak asal sayı oluşturamayız ama asal sayılar birbiriyle çarptırılarak asal olmayan sayılar elde edilebilir. Asal sayılar olmadan başka hiçbir sayıyı yaratmak mümkün değildir. Maddenin yapı taşı nasıl atomsa, sayıların yapı taşı da asal sayılardır ve eğer herhangi bir asal sayı kaybolursa daima yaratamayacağımız sayılar olacaktır.

Matematiği oluşturan temel birimlerin hepsinin doğada bulunabilir olması yalnızca bir şifrenin var olduğunun işareti değil her şeyin altında sayıların olduğunun da bir kanıtıdır.

Sayılar insanın doğasında var. Duyduğumuz sesler sayılara bağlıdır. Örneğin müzik. Basitçe tüm sayısal oranlar kulağa hoş gelir. 1/2, 3/2, 4/3… Müzikte kullanılan notaların tümü basit oranlarla açıklanabilir. Biz farkında olmasak bile basit bir şarkıdan özenle hazırlanmış bir senfoniye kadar her şey bu sayısal kurallara dayanır. Bu kurallar kalıplaşmış, kökleşmiştir. Eğer bozulurlar ise içgüdüsel olarak bir şeylerin ters gittiğini anlarız.

Ve Pi

Dairelerin yerlerinin, büyük ya da küçük olmalarının önemi yok. Daima bir pi sayısına sahipler. Pi sayısı, dairedeki şifre dilinin damıtılmış özüdür. Daireler ve eğriler doğada her yerde oldukları için sürekli karşımıza çıkarlar. Görünüşe göre pi, gezegenimizin tüm yapılarında ve süreçlerinde karşımıza çıkıyor ama gariptir ki pi dairelerle ilgili olmayan yerlerde bile karşımıza çıkıyor.

Pi irrasyonel bir sayı olarak bilinir. Ondalık olarak yazdığınızda ardışık olmayan, sonsuz miktarda rakamla karşılaşırsınız ve aklınıza gelen herhangi bir sayının, pi’nin içinde olduğu düşünülür. Atatürk’ün doğum yılından, hayatın cevabına, evrendeki her şeye kadar… Çünkü bu rakamlar sonsuza kadar gider ve pi’yi oluşturan kaç hane olduğunu asla bilemeyiz. Neyse ki gözlenebilir evrenin çevresini hesaplarken hidrojen atomunun yarıçapı ve pi sayısının ilk 39 hanesine ihtiyacımız var.

Negatif Sayılar

En az pi sayısı kadar ilginç olan bunun bir nesneyi tarif etmesidir. Bazı sayılarsa bizim kullanımımızdan başka bir yerde karşımıza çıkmaz: negatif sayılar. Negatif sayılar olmadan da para, hisse hatta kahvenin bile ticareti mümkündür. Düşünmeye başladığınızda negatif sayılarla ilgili bir tuhaflık olduğunu fark edersiniz çünkü aslında hiçbir sorunun yanıtı değil gibidirler. Şifrenin içine olan bakışımızı derinleştirdikçe her şey daha da tuhaflaşıyor. Bazı sayılar tuhaf olabilir hatta var olmalarının hiçbir mantığı olmadığını düşünebilirsiniz. Bu matematiğin en basit gerçeklerinden biridir. Pozitif bir sayı pozitif bir sayıyla çarpılırsa sonuç pozitif olur (1×1=1). Negatif bir sayının negatif bir sayıyla çarpımı da pozitif bir sayıdır [(-1)x(-1)=1]. Bu yalnızca bir kural değildir. Gerçekliği çarpımla da ispatlanmıştır. İşaretler aynı olduğu sürece sonuç daima pozitiftir. Bundan yola çıkarak herhangi bir sayıyla çarparsam sonuç daima pozitif olur. Ancak şifrede yer alan ve bu kuralı bozan bir sayı vardır…

Sanal Sayılar

…O sayıyı kendisiyle çarptığımızda bize (-1) sonucunu verir. Bunun hangi sayı olduğunu tahmin etmek imkansız çünkü kendisiyle basit bir şekilde çarpıldığında hiçbir sayı (-1) sonucunu vermez. Bu benim hesaplayabileceğim bir sayı değil. Size bu sayıyı gösteremem ama yine de bu sayıya bir isim verilmiş, adı “i”ve sanal sayılar adı verilen yepyeni bir sayı grubuna ait. Matematikteki sanal sayılarla işlem yapmanın karşılığı perilere inanmak gibidir. İkamet ettiğimiz Dünya’nın ardında tuhaf ve harika bir matematiksel diyar var. Sayılar ve kalplerindeki bağlantılar etrafımızdaki süreci tarif ederler ama şifre sadece gezegenimizi yöneten kuralları içermez, içindeki sayılar ayrıca tüm evreni kontrol eden kanunları da tarif eder.

Gökyüzü

Yüzyıllardır geceleri gökyüzüne bakar ve yıldızların oluşturduğu motifleri çözmeye çalışırız. Günümüzdeki yıldızların oluşturduğu motifleri açıklamak için efsanelere ihtiyaç duymuyoruz çünkü uzaydaki yerlerini kesin olarak biliyoruz; bilmediğimiz şey şu anda nerede oldukları. Dün nerede olduklarını ve bundan milyonlarca yıl sonra nerede olacaklarını biliyoruz. Örneğin 2,5 milyon yıl sonra Orion takım yıldızı tamamen gitmiş durumda olacak. Bunun sebebi ise şu, Orion ve Güneş de dahil olmak üzere bütün yıldızlar galaksimizin yörüngesinde dolaşıyorlar. Bunlar biraz arılara benziyor, kabaca hepsi aynı yöne gitse de hepsi kendi yolunu takip ediyor ve bu da demek oluyor ki binlerce yıl içerisinde gökyüzündeki yerlerini değiştirecekler. Orion takımyıldızının şu anki görüşümüzden tamamen çıkması gibi.

Bundan binlerce yıl önce atalarımız gökyüzünde bizim gördüğümüzden daha farklı motifler görmüştü, bundan milyonlarca yıl sonraki neslimiz de farklı motifler görecek.

Yıldızların uzak gelecekte hareket edecekleri yeri biliyoruz çünkü onların hareketlerini yöneten kuralları çözdük ve tabi ki bu kuralları cennette değil sayılarda bulduk. Evreni yöneten kuralları yani düzeni çözmemizin tek yolu şifreden geçmektedir.

Yer Çekimi

Kurallar gezegenlerin hareketinden bir basketbol topunun potaya uçuşuna kadar her şeyi açıklarlar. Top, uçuşundaki maksimum yüksekliğe ulaşmadan önce yavaşlamaya başlar ve ardından yere doğru inerken iyice hızlanır. Ama bu uçuşunun sayılara bağlı olduğunu tespit etseydiniz ortaya çok şaşırtıcı bir görsel çıkardı;

Top, basketbol oyuncusunun elinden çıktıktan sonra aslında yavaşlıyor. Bu yüzden uçuşun hiçbir evresinde yukarı çıkmıyor. Bu topun havada uçuşunu izleyerek anlayabileceğimiz bir şey değildir ve bu da doğanın başlıca güçlerinden biridir: yer çekimi.

Yere ne atarsanız atın veya fırlatın; silgi, saksı… Hepsi saniyede 9,8 metre oranında bir hızla yere inecektir. Bu, gezegenimizin temel kanunlarından biri olan yer çekimidir. Bu yalnızca nesnenin uçuşunu sayılara çevirerek ortaya çıkar. Dünyadaki yer çekiminin bu basit gerçeğini takdir etmek için atmanız gereken ilk adım her yerdeki yer çekimini anlamaktır. Bu Newton’un evrensel çekim kanununun temel taşıdır.

Öyle bir matematiksel teoridir ki bu, gezegenlerin yörüngelerini belirlemeye de, yıldızların uzak gelecekteki konumlarını da tahmin etmeye yarar. Hatta evrensel çekim kanununun anlaşılması insanoğlunun Ay’a ayak basmasını da sağlamıştır. Gökyüzünü yöneten yasalar şifrede yazılıdır.

Sayılar

Dünyamızı anlamanın tek yolunun sayıların soyut dünyasına başvurmamız olması inanılmaz bir düşünce. Ayrıca bu sayılar gezegenimizden bir adım öteye geçmemizi de sağladı ve bize çevremizdekileri dönüştürme teknolojisini verdi. Etrafımızdaki Dünya’nın temeli gizli bir şifreden oluşmakta. Bu öyle bir şifre ki evreni yöneten kanunları bile açabilecek gücü var.

Bu şifre Dünyamızı hayret edilecek doğrulukta tarif ediyor. Şifre, bilimin en harika gizeminden biri olarak bize doğamızı başarılı bir şekilde tanıtıyor. Belki de şifre evrene dair bir gerçekliktir ve sayılar da Dünya’nın nasıl olması gerektiğini bize dikte ediyordur.

İlker Akemiş

Bilimlendin.com kurucusu. İstanbul Türk-Alman Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği öğrencisiyim. Araştırmayı, okumayı ve öğrenmeyi çok seviyorum, öğrendiklerimi de sizlere aktarmayı planlıyorum. Özellikle teknoloji, matematik ve uzay-zaman kavramları kategorilerinde görüşmek üzere :)

Leave a Reply

en_USEnglish
tr_TRTürkçe en_USEnglish