İlk Survivor Deneyi Çocuklarla Yapıldı

Tahmini Okuma Süresi: 3 dakika

Gerçekçi Çatışma Teorisi (Realistic Conflict Theory)

  Kültürlerin ve gruplar ın oluşumunda ‘ötekilerin’ önemi çok büyüktür. Örneğin Yunanlıların kültürünün oluşumunda Türkler büyük bir rol oynamaktadır. “O neyse ben o olmayanım”. Bu kavram bir şekilde iletişimde bulunan çoğu kültürde yer yer kendini gösterebilir. Buna tarihte “Öteki Sorunu“ denir.

Her insan sosyal grupların içindedir. Bir kişi günün belli vakitlerinde öğrenci, işçi ya da bir lider kimliğinde bulunabilir. Davranışını da o anki kimliğine göre şekillendirir. Bu yazıda sosyal grupların iletişimde bulunması incelenecek.

Muzaffer Şerif: Survivor’un Mimarı

Muzaffer Şerif’in birazdan bahsi geçecek deneyi, Survivor programının bir uyarlaması şeklinde düşünülebilir. Muzaffer Şerif bu deneyler için Rockefeller’lardan yüklü bir hibe almıştır. Komplo Teorisi sevenler için bir soru sorulabilir: Dünyayı yöneten bu aile, bu parayı Şerif’e bu programı tasarlasın diye vermiş olabilir mi?

Gruplar Arası Nefret

Gerçekçi Çatışma Teorisi, Muzaffer Şerif ve arkadaşlarının 1953’te yaptığı deneylerle ortaya koyduğu teoridir. 40 Yıllık bir araştırma programı sonucu elde edilmiş bir üründür. “Survivor” programının mimarı sayılabilecek bir projedir. Şerif ve arkadaşları bir kamp düzenlemiştir ve yaşları, sosyal statüleri, hayattaki başarı oranı benzer çocukları bu kampa, bir deneye dahil olduklarından bihaber almışlardır. Grupları rekabete sokmak için çokça çabaya gerek yoktur. Gruplara ayırmak bile rekabet hissini doğurmuştur ama çocuklara gruplarına bir isim konulmasını istemek bu rekabeti daha da körüklemiştir (Kartallar ve gevezeler). Gruplara birbirine zıt düşen menfaatler sunulmuştur. Örneğin, bir yarış ve bir kupa; bir grup alır, diğeri alamaz. Gruplar arasında yarışlarda gösterilen “düşmanlığın” çok daha fazlası kamp hayatında başlamıştır. Hırsızlıklar, öteki gruba kötü sözlü ifadelerde bulunmalar (hileciler, sinsiler, sinir bozucular…). Şerif’e göre uyumsuzluğun ve kaosun formülü çok basittir. İnsanları gruplara ayırın ve onları kendi hallerine bırakın. Bir yerlerden bir kıvılcım çaksın ve gruplar arasındaki rekabet, nefrete dönsün.

Gruplar Arası Nefrete Çözüm Bulma

Gruplar arası çatışma çokça artınca çözüm yolu bulma aşamasına girişildi. Gruplar pazar günleri kiliselere dostluk, kardeşlik konulu ayinler dinlemeye götürüldü. Gözle görülür bir fayda görülmedi. Üçüncü bir grup oluşturuldu ama gruplar bu yeni gruba karşı da birleşmedi. Hatta gruplar daha çok kendini diğer gruplardan izole etti ve çatışma arttı. Pikniğe götürüldüler, yemek savaşı yapıldı. Son olarak, ortaya üst düzeyde hedefler (superordinate goals) eklendi. Grupların bu hedeflere tek başlarına ulaşamamaları sağlandı. Gruplar bu durumlarda rekabete devam ederse zarar görecekti ve herkes için doğru olanın iş birliği olduğunu anlamaları gerekiyordu. Örneğin, her gruba para verildi ama DVD satın almak için paralarını birleştirmeleri ve ortak bir filme karar kılmaları gerekti. Öyle de yaptılar. Diğer bir hedefse grupların haberi olmadan, deneyi yürütenlerin su deposunu kasten delmesiyle oluşan su kıtlığıdır. Gruplar susuz yapamayacakları için bir amaç uğruna bilgi ve emeklerini ortaya koymuşlardır. Çamura saplanan kamyonu birlikte halatlarla çekmek zorundaydılar. Bu gibi ortak hedefler, gruplar arası iletişimi arttırdı ve aslında diğer grubun ya da grupların o kadar da kötü olmadığını onlara gösterdi. Sözlü kavgalar azaldı. Yemekhanede karışık oturulmaya başlandı. En iyi arkadaş listeleri sorulduğunda daha önceden sadece kendi gruplarından kişiler yazılırken artık diğer gruplardan da kişiler yazılmaya başlandı. Hatta elinde fazladan parası kalan bir grup, diğer gruba milkshake ısmarladı. Özetle birbiriyle çatışan grupları dost haline getiren ortak amaçlar ve iş birliği oldu.

Ayrışma, Irkçılık ve Soyutlama

21. yüz yılda insanlar yapay organ basıp bununla ilgili deneyler yapıyorlar. Eli olmayana bir şekilde el yapabiliyorlar ya da gözü görmeyene dilinden gördürtebiliyorlar. Günler bile bilimin kendisini yenilemesini sağlıyor. Ama insanların birçoğunda hala kendi gibi olmayanı ötekileştirme eğilimi var. Bir insanın derisinin renginin farklı olmasından ötürü farklı muameleye, kötü düşüncelere maruz kalması adalete, eşitliğe, (eğer hâlâ varsa) insanlığa, insan haklarına uymaz. İnsan Hakları Bildirgesi’nden söz konusu açılınca mangalda kül bırakmayan ülkelerin tarihi, ayrımcılık konusunda hiç de temiz değildir. Fransa’da siyahi insanların, beyaz insanlar tarafından ücret ödenerek gösterildiği kafeslerden; Amerika kıtasındaki yerlilerinin (Kızılderililer) oraya ayak basan “medeniler”in uzattığı soykırım kılıcını, dost eli sanarak sıkıp elini kanatmasının ardından binlerce yıl geçmedi. İngiltere sırf eşcinsel diye dünya tarihine geçmiş olan Alan Tureng’i idam etti. Kim ne kazandı? İnsanlık kaybetti. Şerif’in deneyinde olduğu gibi insanlar ayrışmak yerine iş birliğinde bulunursa küçülmez, aksine büyür ve özgürleşir. Yunus Emre’nin dediği gibi, “Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz”. Ya da Aşık Veysel’in dediği gibi, ”Beni hor görme kardeşim/Sen altınsın ben tunç muyum?/Aynı vardan var olmuşuz/Sen gümüşsün ben saç mıyım?/Ne var ise sende bende/Aynı varlık her bedende/Yarın mezara girende/Sen toksun da ben aç mıyım?…”

.

Kaynakça:

Cialdini, R. B., & Cialdini, R. B. (2007). Influence: The psychology of persuasion (Vol. 55, p. 339). New York: Collins.

DERS, O., & ARKONAÇ, D. S. A. SOSYAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ II.

Tedx, Emin Çapa, https://www.youtube.com/watch?v=__yTofXY-Kg

.

Leave a Reply

en_USEnglish
tr_TRTürkçe en_USEnglish