Madde ve Sistem

Tahmini Okuma Süresi: 3 dakika

Madde ve Sistem

Madde sadece zihnimizde var olan elektrik sinyalleridir. Ve içinde bulunduğumuzu sandığımız madde evreni her gün bize deneyim yaşatan, tarifi imkansız mükemmellikte bir sinyaller sistemidir. Bu sistem içine her gün giriş ve çıkış yaparız ama yaptığımız bu giriş-çıkışların normalde farkına varmayız.

Atom ve Atom Altı Parçacıklar

İçinde yaşatıldığımız bu algılar sisteminde, madde dediğimiz şeyin yapıtaşını atomların oluşturduğu söylenir. Bu sebepten dolayı bir atom çekirdeğini inceleyelim.

Atom çekirdekleri, protonlar yani pozitif elektrik yüklü parçacıklar ve nötronlar yani yüksüz parçacıklardan oluşur. Ve elektronlar (negatif yüklü parçacıklar) atom çekirdeğinin etrafında belli bir uzaklıkta dönüp dururlar. Tabi bunu yaparken kendi etraflarında da döndüklerini belirtelim. Bu, sürekli devinim halinde olan bir minyatür sistemdir.

Bütün maddeler atomlardan oluşur ancak atomları da oluşturan atomaltı parçacıkların varlığının artık bilindiğini de ekleyelim. Maddenin cinsini belirleyen unsur ise atomlarının çekirdeğindeki proton sayısıdır. Örneğin 27 adet proton içeren atomlar bir araya geldiği zaman ortaya bir demir parçası çıkar. Veya 2 adet proton içeren atomlar bir araya geldiği zaman helyumu oluştururlar. Evrendeki tüm madde (beynimiz de dahil) dönüp duran pozitif, negatif ve nötr elektrik yüklü parçacıkların, farklı sayısal değerler ile bir araya gelerek oluşturduğu atomlardan meydana gelmiştir. Onu şekillendirip böylesi mükemmel hale getiren ise akıl almaz bir sayısal yazılımdır. İşte bu yazılım, içinde yaşadığımız sistemin ta kendisidir.

Biz Kimiz?

Kendi bedeniniz de dahil, etrafınızda gördüğünüz ve göremediğiniz her şey, elektriksel bir algılar bütünlüğünün bir parçasıdır. Yani madde sizin zihninizde sanal bir gerçeklik kazanır. Bedeniniz ise bu sistemin içerisinde, belli bir süreliğine (ömür) var olabilmek için kullandığınız bir araçtır. Bu sistemi bir oyun ve kendinizi oyuncu olarak düşünün; çünkü bu durum aynen öyledir. Bu oyun, sayısal yazılımlardan oluşan bir sisteme bağlantı kurularak oynandığına göre onu bir bilgisayar oyununa benzetebiliriz. Ve bir bilgisayar oyunu oynuyorsak yapmamız gereken şey elimizdeki sanal klavyeyi kullanarak puan toplamaktır. O sanal klavye ise sizin fizik bedeninizdir. Oyunun sonunda topladığınız puanlar sizin kazanan veya kaybeden olmanızı belirleyecek başlıca unsurdur. Bu puanlar elektrik sinyallerini nasıl şekillendirdiğinize göre belirlenir. Şimdi tekrar soruyorum. Biz kimiz?

Kim Neyin İçinde?

Buraya kadar sistemi tanımlamaya çalışırken hep onun içinde olduğumuzu söyledik. Bu bir örneklendirmeydi çünkü gerçeği anlamada örnekler çok önemlidir ve bir örnek, bilginin aktarıldığı kişinin vizyonuna uygun şekilde verilir. Şimdi yeni bir vizyona sahipsiniz ve bir düzeltme yapmanın zamanı geldi. Sistemin içinde misiniz yoksa o mu sizin içinizde? İşte sorulması gereken soru bu.

Bir şehir düşünün. O şehirde bir site, sitenin içinde daire, dairenin içinde de bir oda olsun. Siz de o odanın içinde olun. Etrafınıza bakınca odanın içindeki eşyaları, fizik bedeninizi ve bunları çevreleyen duvarları görürsünüz. Tüm bu gördükleriniz artık bildiğiniz gibi zihninizde bir imaj olarak oluşur. İçindekiler de dahil olmak üzere, bu odanın zihninizde oluşan bir algı olduğunu öğrendikten sonra kendinizi odanın içinde kabul edebilir misiniz? Hatta oda bir yana, o daire, o site, o şehir, o gezegen, o güneş sistemi, o galaksi, o uzay; bilgi boyutunda sizin zihninizde oluşan sanal bir gerçekliktir. Bu durumda hala sistemin içinde misiniz?

Sistem aslında bize tattırılan bir deneyimler demetidir. Tabi ki bu deneyimleri tadarken irade sahibi ve seçme özgürlüğü olan bir varlık olduğunuzu da aklınızdan çıkarmayın.

Sistem, sinyaller sürekliliği olduğu sürece var olabilir. Çok basit bir örnek vermek gerekirse televizyon seyrediyorsunuz ve ekranda görüntüler sürekli akıp gidiyor. Bu görüntüler anten vasıtasıyla toplanan ve televizyona aktarılan sinyaller sayesinde gerçekleşiyor. Eğer sürekli olarak yayın yapmazsa antene yeni sinyal gelmeyeceği için televizyondaki görüntü de birden yok olacaktır. Aynı şey sistem için de geçerlidir. Eğer sinyaller vuku bulmazsa yokluk ortaya çıkar ve sistem var olamaz. Yani evren sürekli yaratılmak zorundadır. Ne ilginçtir ki az önce bahsettiğimiz yokluğun bile bir örneği sistem içerisinde bazı yerlerde kara noktalar olarak mevcutturlar. Onların adı kara deliklerdir. İçlerinde atomlar işlem göremedikleri için madde özelliğini kaybeder ve yok olur. Kara deliğin içi mutlak yokluk kavramı ile tarif edilebilir. Kara deliğin içinde sinyalleri, dolayısıyla sistemin kuralları var olamaz. Çünkü kara deliğin içi sistemin dışıdır.

Şimdi gelelim ne zaman ve nerede sorularının cevabına. Bu soruları birbirlerinden ayrıymış gibi tek tek soramayız. Çünkü zaman ve mekan kavramları asla birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemez.

İlker Akemiş

Bilimlendin.com kurucusu. İstanbul Türk-Alman Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği öğrencisiyim. Araştırmayı, okumayı ve öğrenmeyi çok seviyorum, öğrendiklerimi de sizlere aktarmayı planlıyorum. Özellikle teknoloji, matematik ve uzay-zaman kavramları kategorilerinde görüşmek üzere :)

Bir cevap yazın

tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe